Alacakaranlık

Son dönem (yani son 4-5 yıl) vampir edebiyatının başlangıcı sanırım Stephenie Meyer’ın Alacakaranlık serisi ile başlamıştır. Sanırım çoğumuz ya kitabı okumuş ya da sinema filmine gitmişizdir.

Meyer edebi olarak bakıldığında bize bir ilki yaşattı. Alacakaranlık serisi sayesinde hepimiz vampirleri sevmeye başladık. Hatta vampirler duruma göre kahramanımız dahi oldular. Klasik vampir hikayelerinden farklıydı ve daha önce tanıdığımız vampirler gibi güneşte yanarak ölmüyor, kristal gibi parlıyorlardı. Bazıları kendilerini insan öldürmemeye adamışlar, açlıklarını hayvan kanıyla bastırıyorlardı. Yine bazı vampirlerin bildiğimiz aşırı güç, çeviklik, etki altına alma gibi özelliklerine ek olarak doğaüstü yetenekleri de vardı. Büyücü vampir gibi…

Tüm bu yeni vampir profilini beğendim mi? İlk başta evet. Çünkü yeniydi. Ancak sonradan düşününce pek de çekici gelmemeye başladı. Güneş ışığında kristal gibi parlayan vampir teni? Bir kadının tornasından çıktığı çok belli. Bence yazarın özel hayatında bir kahramana ihtiyacı vardı ve bu nedenle Edward Cullen karakteri ortaya çıktı.

Serinin biçimi, dili ve diğer unsurları ile ilgili yorumlara diğer kitaplarının yorumlarını yaparken değineceğim. Yazarın adını etiketlerden arayarak veya arama yaparak kitap yorumlarına ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın