Burada Ayrılıyoruz

Sadece bir an düşünün.. Babanızı yeni kaybetmişsiniz üstüne eşinizi patronunuzla yatakta basıyorsunuz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bağlarının kopma noktasına geldiği ailenle birlikte bunaltıcı bir yedi gün geçirmek zorundasın.

ilk önce söylemeliyim ki Jonathan Tropper insanın başına gelebilecek talihsiz olayları güzel ve tadında – kararında bir mizah ile ele almış. Eşimi patronumla yatakta basmak düşüncesi beni (doğal olarak bütün herkesi) oldukça rahatsız eden bir düşüncedir ve bunu aklıma getirmekten kaçınırım. Yazar o anları öyle güzel anlatmış, öyle güzel betimlemiş ki okurken hem sinirlendim hem güldüm.

Yazar Musevilikte “şiva” denilen (ölen birinci derece yakınların ardından tutulan yedi günlük yas, bu yas süresince gerekmedikçe dışarı çıkılmaz ve yere yakın taburelerde oturup gelen misafirler ile konuşurlar) ritüeli yerine getirmek için ailesinin yanına gidiyor. Her ailede olduğu gibi sırlar, kırgınlıklar, kıskançlıklar ve tabii ki sevgi mevcut.

Açık sözlü bir aileye mensup kahramanımız yeterince vakit geçiremediği babasının ani kaybı ile zaten sarsılmış durumdayken, annesinin lezbiyen olduğunu ve çok sevdiği tonton komşu teyze ile aşk yaşadığını öğrenir, Eski sevgilisi – abisinin karısından çocuk yapmakta yaşadıkları sıkıntıyı dinler ve kendisine sarkmasına engel olmaya çalışır. Daha nice garip olay ile karşılaşan kahramanımızın aklında tek soru vardır aslında. Eşini affetmeli mi?

Yazar “ben olsaydın ne yapardım?” sorusunu öyle güzel sordurmuş ki, kendime bu soruyu sorduktan sonra uzun uzun cevabı düşündüm.

Sonunda herkesin mutlu olduğu, aile bağlarının kuvvetlendiği, gökten elmaların düştüğü tahmin edilebilir romanların ötesinde bir kitap. Kesinlikle okunmalı. İçerisinde bir değil onlarca sürpriz olan, hayata – ilişkilere dair bildiklerimizi sorgulatan bir kurgu ! Ve sonunda kendinize soracağınız tek bir soru.. Ben olsaydım ne yapardım?

Bir cevap yazın