Cadıların Keşfi

Uzun bir aradan sonra ki yaklaşık 1 yıldan fazla ilk kez kitap yorumu yazıyor olmamdan dolayı heyecanlı mıyım? Evet ! Bu süre zarfında aralarda okuduğum çerez kitaplar oldu ancak onlara değinmeyeceğim. Adı üzerinde zaten çerez…

Açıkçası bu kitapla alakalı beklentilerim çok olduğundan mı yoksa hayran olduğum fantastik dünya artık eskisi gibi değil ondan mıdır bilinmez ama çok da aradığımı bulamadım o nedenle de kağnı hızında ilerledim okurken. Bir de benim bir takıntım var elimdeki kitabı bitirmeden bir sonrakine geçemiyorum. Çerez kitaplar sayılmaz ama !

Alacakaranlık serisiyle dünya gotik ve fantastik edebiyatta kadın dokunuşunu gördü yeni bir perspektif kazandı. Vampirler artık güneşte kavrulmuyor, elmas gibi parlıyordu. Deborah neyseki böyle bir gaflette bulunmamış. Ancak bazı yerler çok detaylı düşünülmemiş gibi geldi. Yazının etiketlerinden de anlayacağınız üzere kitapta doğa üstü ırk olarak cadılar, iblisler ve tabiki vampirler var. Hepsi birbirinden nefret ediyor. Has kızımız cadılığını -ki soylu bir cadı ailesinden geliyor olmasına rağmen- reddeden biri. Tabi bütün konuyu anlatmayacağım ama genel olarak vampir edebiyatında gördüğümüz cadı-kurt adam-vampir geleneğinden kopup araya iblis eklemiş. Okuma esnasında akademisyen olan kızımızın günlük hayatına bol miktarda şahit oluyoruz ve sürekli şu aklıma soru geliyor “Bir yerlerde bir şey olacak mı?”. Kimi okuyucu sürekli tetikte bırakılmayı heyecan verici bulur, ben bulmuyorum. Tam olarak kitabı bitirmediğimi ve son birkaç bölüm kaldığını itiraf etmeliyim ancak şuana kadar olan durum bu. Bazı komik sahnelere hafif bir tebessüm edebiliyorsunuz ama iş drama olduğunda yazarın fena halde tökezlediğini söyleyebilirim. Tüm kitap aslında drama-fantastik tadında ama ben kadının haline üzülemedim ya. Olmadı yani. Ne demek istediğimi okuyunca anlayacaksınız. Onun haricinde Prof. Clairmont karakterine hayran kalmanız muhtemel zira hem vampir hem beyaz atlı prens hem akademisyen hem de kurtlar üzerine çalışıyor. (Vampir – Kurt ikilemi)

Anlatım ve dil olarak başarılı bir çevirisi ve düzeni olduğunu söyleyebilirim. Okurken “Ne dedi ki şimdi?” demiyorsunuz. Bu durum tabiki hikayeye katmasa da okunabilirliğe akıcılık katıyor.

Dün itibarı ile üçlemenin bir İngiliz Televizyonu tarafından dizisinin yapıldığını öğrendim ve hemen izlemeye başladım. Bazı karakterlerin tipi gerçekten hayal ettiğim gibiydi ancak olaylar kitapta daha farklı diyebilirim. “A-a niye şimdi böyle bir şey oldu ki?” dediğim yerler oldu. Ama sonuç olarak İngiltere’nin o kasvetli havasını gotik binalarını sürekli görüyor ve şaşkınlık içinde kalıyorsunuz.

Kitabımıza dönecek olursak dediğim gibi son birkaç bölüm kaldı bitmesine ve beni hayrete düşüren sahnelerle pek karşılaşmadım. Ancak itiraf etmeliyim ki yazar bu üçlemede farklı bir şey yapmak ve  cadı-kurt adam-vampir klişesinden okuyucuyu kurtarmak istemiş. Çoğu fantastik edebiyat sever okur bu üçlemeyi çok başarılı bulacaktır bundan eminim ancak benim için “zoraki” bir kitap oldu. Aldığıma pişman mıyım? Asla. Yenilik ve farklı bir tat arayanların okuması gereken bir seri diyebilirim.

Keyifli okumalar !

Bir cevap yazın