Cehennem

Hayallerinizdeki cehennem tasviri nasıl? Eminim kişiden kişiye farklılık gösteriyordur. Peki kimlerin cehenneme gideceği? Tüm dünyanın tartışma konusu olan bir durum. Robert Olen Butler benim şimdiye kadar karşılaştığım en iyi cehennem tasviriyle çıktı karşıma. Klasik sürekli ateşler içerisinde yanma, kaynar sularda haşlanma gibi işkencelerden ziyade daha kişiye özgün işkencelerin olduğu bir cehennem düşünün. Ne gibi mi? Örneğin; sanal alemde “caps lock” açık şekilde yazanlara sinir olanlardansanız, Butler’ın cehennem’inde bu tiplerle chat yapmak zorundasınız. Trafikten nefret mi ediyorsunuz? O zaman sürekli cehennem trafiğinde tıkılıp kalıyorsunuz ve diğer sürücülerle kavga ediyorsunuz. Bütün kitapçılar anında batıyor, ünlü yazarlar iki kelime bile yazamıyor, sürekli “Yarın yemekte et çıkacak” ilanı asılı olan bir restorantta et yemeyi bekleyip duruyorsunuz. Bunlar gibi hayal gücü geniş “Şeytanın aklına gelmeyecek” işkenceler mevcut. Bunların yanında tabi ki sülfür yağmurları, aniden alev almalar gibi klasik işkenceler de mevcut.

Yazarın övgümü kazandığı düşüncelerinden biriside gelmiş geçmiş bütün dinlerin mensuplarının ve en iddialı savunucularının cehennemde olması. (Peygamberleri tabi ki cehennemde tasvir etmeyecek kadar saygılı davranmış) Papalardan tutun imamlara, haçlılara ve cihatçılara kadar bütün dinlerin temsilcileri cehennemde karşımıza çıkıyor.

Gelelim kitabın genel konusuna, ana karakterimiz Hatcher McCord dünyevi yaşamında ünlü bir muhabirdir. Cehennemdeki yaşantısında da “Cehennem Ana Haber Bülteninin” sunuculuğunu yapmak görevi verilmiştir kendine. Evet cehennemde televizyon da var ve tahmin edebileceğiniz gibi cehennem sakinlerine işkence etmek için kullanılıyor.

Kitap “doğal olarak” hristiyan inanç sistemi tabuları üzerine kurulu. Hikaye McCord’un Hz. İsa’nın yeniden cehennemi basıp bir kaç kişiyi kurtaracağı dedikodusunun kulağına çalınması ile başlıyor. (daha önce cehennemi tabiri caizse basıp günahsızları kurtardığı söylenir bağzı hristiyan köklerince) Bunu araştırmaya başlayan muhabir dostumuz “şeytan ile birebir” yaptığı röportaj sonrası karanlıklar lordunun düşüncelerini duyamadığı gerçeğine uyanması ile durum daha çetrefilli bir hal alıyor. Bu arada şeytanın iki baş yardımcısı Hitler ve Stalin. Sürekli çeşitli işkencelere maruz kalıyor bu ikili. Şeytanın villasına ilk geldiğinde sırf eğlence için McCord’un eline tüfek verip ikiliyi vurdurması eğlenceli bir şekilde anlatılmıştı.

Kısacası kahramanımız bir umutla bu haberin doğruluğuna inanıp cennete gitmenin yollarını arıyor. Peki gidebiliyor mu? ya da cennet düşündüğü gibi bir ortam mı acaba? Bunların hepsi bu güzel kitabın içinde.

Değinmeden edemeyeceğim yazarın çok iyi başardığı iki iş daha var :

1-) Yazar zaman zaman karakterlerin iç seslerini yazıya döküp kendilerini sorgulamalarını, neden cehennemde olduklarını kendileriyle tartıştıkları konuşmaları nefis işlemiş.

2-) Çok çeşitli karakterlerin cehennemde olması, Clinton’lar, Bush’lar, Papa’lar, Madonna’dan başlayıp John Lennon’a kadar uzanan sanatçılar listesi gibi çok çeşitli isimlerinde cehennem hallerinin işlenmesi hatta cesur bir şekilde siyasetçilerin kara mizaha kaçan (cehenneme yakışır şekilde) usulde eleştirilmesi çok hoşuma gitti.

Ve son olarak kitabın merakla beklediğim ve “acaba güzel giden bu kurguyu çok sıradan bitirip bana eeeeeh mi dedirtecek” diyerek beklediğim son bölümü beni fazlasıyla tatmin etti.

Kesinlikle okuyunuz – okutunuz

Bir cevap yazın