Kitap Nasıl Okunmalı?

Bir metinden en büyük yararı elde etmek için “satırların arasını” da okumak, yani derinine dalmak gerektiğini bilirsiniz. Ben sizi, okuma sırasında aynı derecede önemli olan bir şeye, satırlar arasına yazmaya da inandırmak istiyorum.
Okunan bir kitabı işaretlemenin zararlı bir hareket olmaktan çok bir sevgi ve ilgi belirtisi olduğunu kuşkusuz ileri sürebilirim.
Ancak sizin olmayan bir kitabı işaretleyemezsiniz. Size ödünç kitap veren kitaplık görevlileri (ya da dostlarınız) sizden onu, haklı olarak, temiz tutmanızı beklerler, sizin de öyle yapmanız gerekir. Benim, kitaptan işaretlemenin yararlı olduğuna değin görüşümü yerinde bulursanız, işaretleyeceğiniz kitaplan satın alırsınız. Çoğu büyük dünya klasikleri kitaplarını bugün, çok ucuza satın alabilirsiniz.
Bir kitaba sahip olmanın iki yolu vardır. Birincisi tıpkı elbise ya da oda takımı satın alınışında olduğu gibi, para ödeyerek mülkiyet hakkı kurmaktır. Ancak bu satın alma işlemi, sahip olma işinin başlangıcıdır. Tam sahiplik, onu kendinizin bir parçası haline getirdikten sonra olur. Kendimizin bir parçası haline getirmenin en iyi şekli de ona yazmaktır. Şöyle örnek vereyim: Kasaptan biftek satın alarak, bunu onun buzdolabından kendi buzdolabınıza nakledersiniz. Ancak, bifteğe, yenilip kana karışmadan önce, gerçek anlamıyla sahip olmuş sayılmazsınız. İşte ben kitapların da bize yararlı olması için yutulması ve kanımıza karışması gerektiğini düşünüyorum.

Bir kitaba sahip olmanın anlamına değin şaşkınlık, insanları, kağıt, cilt ve baskıya karşı (fiziksel şeylere karşı saygı) yani yazanın dehasından çok matbaacının sanatına karşı bir hayranlığa itiyor. İnsanlar kapağının içine isim etiketi yapıştırılmadan da iyi bir kitaptaki görüş ve güzelliğin elde edilebileceğini unutuyorlar. Çok güzel bir kitaplığa sahip olmak, o kitaplık sahibinin kitaplarla zenginleştirilmiş bir kafaya malik olduğunu kanıtlamaz; bu ancak onun, babasının ya da karısının bu kitapları satın alabilecek kadar zengin olduğunu gösterir.
Kitap sahipleri üç türlüdür. Birincisinin kitaplığında hiç okunmamış ve el değmemiş olarak bütün standart serileri ve en iyi kitaplar bulunur. (Bunlar kitap değil kişiye ait aldatıcı kâğıt odunu ve mürekkeptir). İkincisinin çok kitabı vardır, bunlardan bir kısmı sonuna kadar okunmuş. çoğu gözden geçirilmiştir, fakat hepsi de ilk alındığı günde olduğu kadar temiz ve parlaktır. (Bu şahıs herhalde kitaplara sahip olmak ister, fakat, onun kitapların fiziksel görünüşüne karşı duyduğu hatalı saygı, kendisini bundan alıkoyar.) Üçüncüsünün çok ya da az sayıda kitabı vardır ve kitaplar, devamlı kullanma sonucu hep köşeleri, bükülmüş, yıpranmış ve gevşemiş durumdadır, baştan sona işaretlenmiş ve yazılmıştır. Sonuncusu işte kitapların gerçek sahibidir.
Nefis şekilde basılmış, ince bir zevkle ciltlenmiş bir kitabı bozulmamış ve yazılmamış olarak korumak yersiz bir saygı mıdır? diye sorabilirsiniz. Elbette değildir. Küçük yaştaki çocuğun eline bir talkım kalemle orijinal bir Rembrandt verilmeyeceği gibi, Paradise Lost ‘un (Kaybolmuş Cennet) birinci baskısını da baştan sona kargacık burgacık yazılarla doldurulmaz. Bir resim ya da bir heykeli işaretlenemez. Denir ki resim yada heykelin ruhu beninden ayrılamaz. İşte az bulunur bir baskının ya da emek verilmiş bir cildin güzelliği de bir resim ya da heykelinki ile aynıdır.
Fakat kitabın ruhu bedeninden ayrılabilir. Kitap bir resimden çok bir müzik parçasının notalarına benzer. Hiç bir büyük müzisyen de senfoniyi nota kağıdıyla karıştırmaz. Arturo Toscanini, Brahms‘a hayrandır, fakat Toscanini‘nin C-minör Senfonisi ‘nin nota partisyonu o kadar çok karalama ve notla doludur ki maestronun kendisinden başka kimse okuyamaz. Büyük bir bestecinin kendi nota partisyonu üzerinde notlar alması -bunlar üzerinde her çalıştığında tekrar tekrar işaretler ekler- kitaplarımızı neden işaretlememiz gerektiğinin de cevabını verir. Eğer muhteşem ciltler ya da tipografi için duyduğunuz saygı sizi bundan alıykoyuyorsa, kendinize ucuz bir basım alın yazara saygınızı sunun.

highlighting-latin-book
Okurken bir kitabı işaretlemek niçin zorunludur? Bir kere insanı uyanık tutar. Sadece bilinci demiyorum, geniş anlamda uyanık diyorum. İkincisi, okumak. aktif bir şekilde yapılıyorsa düşünmektir ve düşünmek de genelde sözlü yada yazılı kelimelerde ifade bulur. İşaretlenmiş kitap, genel olarak üzerine derinlemesine düşünülmüş kitap demektir. Son olarak, yazmak okurken aklınıza gelen ya da yazarın ifade ettiği düşünceleri hatırlamanıza yardımcı olur. Şimdi bu üç noktayı biraz açalım:
Okuma eylemi vakit geçirmeden daha fazla bir şey olarak düşünülüyorsa etkin olarak yapılmalıdır. Gözlerinizi satırları üzerinde yalnızca gözlerinizi kaydırdığınızda, okuduğunuzu kavramanız pek mümkün değildir. Mesela Gone With the Wind (Rüzgâr Gibi Geçti) gibi hafif bir hikaye kitabının okunması yüksek düzeyde bir etkinlik gerektirmez. Zevk için okunan kitaplar dinlenme halinde okunabilecek türdendir. Fakat düşünce ve güzellik bakımından zengin olan ve büyük temel sorunlar ortaya koyarak bunlan cevaplandırmağa çalışan değerli bir kitap, olabilece en aktif okumayı talep eder. John Dewey‘in fikirlerini Bay Vallée‘nin ezgileri gibi sindiremezsiniz. Onlara uzanmak gerekir. O da uyurken olmaz.
Bir kitabı okuyup bitirdikten sonra kitabın sayfaları, sizin tarafınızdan yazılmış birçok notlarla dolu olursa, okumanızın etkin olduğunu anlarsınız. Öte yandan neden yazmak gerek? diye sorabilirsiniz. Kendi elinizle yazmadaki fiziksel hareket sözcüklerle tümceleri daha belirli olarak aklınıza getirir ve belleğinizde daha iyi şekilde saklanmasını sağlar. Okuduğunuz önemli sözcük ve tümcelerle bunların ortaya koyduğu sorulara değin tepkilerinizi kaydetmek, bu tepkilerin saklanmasına, soruların da daha belirgin hale gelmesine yardım eder. Hatta birkaç kâğıt parçasını yazı yazma işi bittikten sonra bunlan kaldırıp atsanız bile, kitaptan muhakkak alacağınızı alırsınız. Sayfa kenarlan (üstte, altta hem de yanlarda), son sayfalar, satırlar arasındaki boşluklar hep yazmaya elverişlidir. Buralar kutsal değildir ve hepsinin üstünde, işaret ve notlarınız kitabın esas bir parçası olur ve sonuna kadar orada kalır. Kitabı ertesi hafta ya da yıl tekrar ele alınca katıldığınız ya da katılmadığınız görüşlerle kuşku ve sorgularınızı olduğu gibi bulursunuz. Bunun, kesilen bir konuşmaya bırakılan yerden tekrar devam etmek gibi bir faydası vardır. Hem de bıraktığınız yerden devam edebiliyor olmanın sağladığı avantajla…

Kitap okumanın tam da olması gerektiği şey de budur: yazarla aranızda bir sohbet. Muhtemelen konu hakkında sizden daha çok şey bilmektedir; doğal olarak ona uygun bir alçakgönüllülükle yaklaşmalısınız. Ama kimseye, okurun sadece alıcı olması gerektiğini söyleme hakkını tanımayın. Anlamak çift yönlü bir olaydır; öğrenmek boş bir kap olma anlamına gelmez. Öğrenen, kendisini öğretmeni sorgulamak zorundadır; öğretmenin ne demek istediğini anladığında, öğretmenle tartışması bile gerekir. O hâlde bir kitabı işaretlemek, kelimenin tam anlamıyla yazarla olan fikir farklılıklarınızın ya da birliklerinizin ifadesidir. Bir kitabı zekice ve verimli bir şekilde işaretlemek için çeşitli yöntemler vardır:

  • Altını çizmek: temel noktaların, önemli ya da güçlü ifadelerin.
  • Sayfa boşluğunda dik çizgiler: Zaten altı çizilmiş bir ifadeyi vurgulamak için.
  • Sayfa boşluğunda yıldız, asteriks yada başka bir zımbırtı: Kitaptaki en önemli on yada yirmi ifadeyi vurgulamak için tutumlu bir şekilde kullanılmalıdır. Bu tür işaretleri kullandığınız her sayfanın alt köşesini kıvırabilirsiniz. Bunu yapmak, modern kitapların basıldığı dayanıklı kağıda zarar vermez ve herhangi bir zamanda raftan alıp alt köşesi kıvrılmış sayfayı açarak kitap hakkındaki düşüncelerinizi tazeleyebilirsiniz.
  • Sayfa boşluğunda sayılar: Yazarın tek bir argümanı geliştirmek için kullandığı noktaların sırasını ifade etmek için.
  • Sayfa boşluğunda diğer sayfalara alt numaralar: Yazarın kitabın başka nerelerinde işaretli konu ile ilgili noktalara değindiğini belirtmek; aralarında birçok sayfa olsa bile birbirine bağlı fikirleri toparlamak için.
  • Daire içine alma: Anahtar kelime veya cümleler için.
  • Sayfa boşluğuna yada sayfanın üstüne/altına yazma: Bir pasajın zihninizde yarattığı sorular veya cevapları kaydetmek için; karmaşık bir tartışmayı basit bir ifadeyle daraltmak için; kitap boyunca birbirini izleyen temel noktaların kaydetmek için.

Eğer iflah olmaz bir kitap işaretleme karşıtıysanız, sayfa boşlukları, satırlar arasındaki boşluk ve sondaki sayfaların size yeterli alan vermediğini söyleyerek karşı çıkabilirsiniz. Peki, kitabın sayfa boyutundan biraz daha ufak bir not defteri kullanmaya ne dersiniz? Böylece notların kenarları sayfalardan dışarı taşmayacaktır. Dizininizi, taslaklarınızı, hatta notlarınızı bu deftere yazın ve daha sonra bu kağıtları kalıcı bir şekilde kitabın ön ve arka kapağına yerleştirin.

Olur ya, bu kitap işaretleme işinin okuma hızınızı düşüreceğinden yakınabilirsiniz. Muhtemelen yavaşlayacaktır da. Bu zaten işaretlemenin amaçlarından biridir. Birçoğumuz okuma hızımızın zeka seviyemizle doğru orantılı olduğunu düşünürüz. Zekice okumak için doğru hız diye bir kavram yoktur. Bazı şeyler hızla ve çaba sarf etmeden -benim çerez dediğim- okunmalıdır, bazıları da yavaşça, hatta emek vererek okunmalıdır. Okumada zekanın işareti, farklı şeyleri değerlerine göre farklı biçimde okuma yeteneğindedir. İyi kitaplar söz konusu olduğunda, mesela bunların kaç tanesine nüfuz edeceğiniz değil, kaç tanesinin size nüfuz edeceğidir; yani kaç tanesini kendinize ait kılabileceğinizdir. Birkaç arkadaş bin tane tanıktan iyidir. Eğer amacınız buysa ki bu olması gerekir, büyük bir kitabı okumanın bir gazeteyi okumaktan daha fazla zaman ve çaba talep etmesi karşısında sabırsızlık etmezsiniz.

Kitapları işaretlemeye son bir karşı çıkış nedeniniz olabilir. Kitaplarınızı arkadaşlarınıza ödünç vermezsiniz, çünkü kimse verdiğiniz kitabı notlarınız yüzünden dikkati dağılmadan okuyamaz. Dahası, siz de onlara ödünç vermek istemeyeceksiniz, çünkü işaretli bir kopya bir nevi düşünsel bir günlük gibidir ve onu ödünç vermek, zihninizi ödünç vermeye benzer.

Eğer arkadaşınız size ait olan Plutharkos‘un Yaşamlar‘ını Shakespeare‘i yada Federalist Yazılar‘ı okumak istiyorsa, onu nazikçe ama kesin bir şekilde bir nüsha satın almasını söyleyin. Arabanızı ve paltonuzu ödünç verebilirsiniz ama kitaplarınız, aklınız yada kalbiniz kadar sizin parçanızdır.

İlginizi Çekebilir...

2016 Okuma Hedefleri Her zaman kitap okumanın, edebiyatın sahne sanatlarını izlemekten daha çok emek ve özen gerektirdiğini düşünmüşümdür. Çünkü okuma eylemi eylemi 2-3 sa...

Bir cevap yazın