On İki

Fransız orduları Rusya’yı işgal etmiş durumda, Napoléon büyük savaş ve taktik dehasını konuşturuyor. Peki nasıl oldu da bir anda o savaş dehası mağlup oldu? Rusya’nın zorlu kış koşullarından dolayı mı? HADİ CANIM!

Jasper Kent bu yenilginin nedenini oldukça fantastik bir nedene bağlamış. Fransızlara boyun eğmek üzere olan Ruslar savaş konusunda efsane haline gelmiş on iki gizemli kahraman ile iş birliği yaparlar. Gerçekten bu on iki savaşçı savaşın gidişatını değiştirir, ancak ana karakterimiz bu gizemli adamların bir sırrını öğrenir ve kaybedenin ne Fransa ne de Rusya aslında insanlık olduğunu anlar. Dananın kuyruğu bu sırrın açığa çıkmasından sonra kopar, bitmek bilmeyen bir aksiyonun içerisine düşüyoruz, soluksuz okudum kitabın büyük bölümünü. Karakterlerin hemen hepsi oturmuş ve okuyucuyu kendine bağlayan karakterler, Jasper Kent karakterler üzerinde muhteşem oynamış ve harika bir kurgu ile harmanlamış. Bu ölüm kalım mücadelesinin içerisinde aşk, ihanet, beklenmedik kahramanlıklar ve ayrılıklar var. Dediğim gibi Kent gerçekten muazzam bir kurgu ile çıkmış karşımıza, bu kurguyu “çok iyi araştırılmış” tarih bilgisinin üzerine inşa etmiş.

Daha önce belirttiğim gibi karakterler kendilerini okuyucuya bağlıyor, yani beklenmedik ölümlerinin ardından “bu kitap bu karakter olmadan eski tadında olmaz” fikri oluşturuyor kafada. Fakat hayır, kitap ne tadından ne akıcılıgından ödün vermeden devam ediyor yoluna.

Ufak tefek abartmaların ve mantık hatalarının dışında nefis bir roman olmuş. Bir solukta okuyacağınızdan eminim. Ufak bir dipnot olarak belirteyim “kitabın sonu sizi şaşırtabilir”

Kısacası okuyacak güzel bir seri arayorsanız, On İki güzel bir serinin müthiş başlangıcı diyebilirim.

Bir cevap yazın