Otostopçunun Galaksi Rehberi

Bir bilim – kurgu kitabından beklentiniz nedir? Pek çok farklı gezegen mensubu karakterler, uzay savaşları, zaman yolculukları, paralel evrenler, uzay – zaman sürekliliğindeki kırılmalar vb. Bunları tamamı bu seride mevcut. Özellikle Doctor Who severlerin mutlaka okuması gereken bir seri.

Bazen sevdiklerimiz için “benim ömrümden al ona ver” tabirini kullanırız ya. Otostopçunun Galaksi Rehberi okuyucularının en azından bir kısmının Douglas Noel Adams (DNA) için bunu söylediğine eminim. O kadar geniş ve güzel bir dünya yaratmışki malesef yazarın vefatı sonrası “eee nolcak şimdi?” dediğiniz sayısız konu havada kalıyor.

Şimdiden söyleyeyim kitabı yorumlarken 42 sayısının gizemine hiç bulaşmayacağım, çünkü net bir cevabı yok. DNA bizi bu büyük gizem ile başbaşa bırakıp aramızdan ayrıldı. Üzerine üretilen sayısız teori ve tahmin mevcut. O konuya girersek sonunu getiremeyebiliriz. 42 sayısının ne olduğuna yazının ilerleyen kısımlarında açıklık getireceğim.

Kitabın ana karakterlerinden birisi Arthur Dent. Sıradan bir ingiliz imajı çizsede hafıf kafadan kontak olduğunu çok geçmeden kitabın hemen başlarında anlayabiliyorsunuz. Yol yapımı çalışması nedeniyle habersiz, uyarısız Arthur’un evini yıkmaya gelen belediye (demek ki sadece Türkiye’de olmuyormuş bu vurdum duymazlık) ve bu yıkımı durdurmayı deneyen Arthur ile maceraya giriş yapıyoruz. Eeee peki nerede bu adamın kontaklığı diyebilirsiniz. Yıkım araçlarını gören Arthur üzerinde röpteşambırı elinde çay fincanı ile olağan bir olaymış gibi gidip araçların önüne yatması beni hem çok güldürdü hemde kitabın daha başında bu olayın olması açıkçası okumak için büyük motivasyon sağladı.

İkinci ana karakterimiz ise Ford Prefect. Evet tamamen bir araba modelini kendisine isim olarak almış uzaylı arkadaş. Arthur’un evi belediye ekiplerince yıkılacağı sırada Ford’un Arthur’u “dünyanın yok edileceği” uyarısı ile kurtarması sonucu kitaba dahil oluyor. Evet evimiz, yerimiz yurdumuz dünyamız yok ediliyor. Nedeni ise “galaktik bir uzay yolu çalışması” (demek ki sadece dünyada olmuyormuş bu vurdum duymazlık)

Ford kitabımızın ana nesnelerinden birisi olan “otosopçunun galaksi rehberi” için bilgi toplayan milyonlarca galaksi gezgininden birisi ve uzun süredir dünyada tıkılıp kalmış vaziyette. Ford’un dünya için rehberde yayınlanan yorumu ise “çoğunlukla zararsız!”

Nedir bu rehber yahu? Bu rehber galaksiler arasında otostop çekerek yolculuk yapanlar için rehberlik niteliğinde ana kaynak. Hangi gezegende neye dikkat etmek lazim, ne yemek ne içmek nerede kalmak ve hatta en rahat kız nerde düşürülür gibi binlerce bilginin bulunabileceği elektronik bir klavuz. Rehberin üzerinde kocaman harfler ile “DON’T PANIC” (PANİK YAPMA) yazması önemli özelliklerinden birisi.

Arthur ve Ford dünyanın yok oluşundan Ford’un seri biçimde yaptığı otostop sayesinde kurtulurlar ve böylece galaktik yolculuğumuz başlamış olur.

Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni okurken keyif almak için ortadüzeye yakın astrofizik ve fizik bilmek gerekli bunun yanı sıra bilimkurgu tarihi ve jargonuna da hakim olmak şart. Çünkü kitabın içerisinde pek çok gönderme mevcut.

Seride o kadar çok orjinal ve eğlenceli karakter var ki elimden gelse hepsini teker teker ayrıntılı olarak anlatırım. Birisi tecrübeli diğeri amatör galaksi yolcularımız hemen ölümle burun buruna gelirler ve onları (benim en sevdiğim karakter olan) Zaphod Beeblebrox kurtarır. Kendisi Galaksi birliği başkanı, 2 kafalı 3 kollu ve müthiş eğlenceli bir karakter. İhtimalsizlik motoruna sahip uzay gemisi sayesinde (ihtimalsizlik motoru ne yahu? tanımı kitapta uzunca yapılmış, eee söyledim ama ortadüzey fizik bilmek gerektiğini) bizim iki maceraciyi kurtarır ve hikayeye o da dahil olur. Bu gemide birde Marvin adında paranoyak ve depresif robot vardır ki, o nu tapar gibi seven OGR okuyucuları yorumlarına rastladım.

Çok fazla uzatmadan serinin ana hatlarına değineyim. Nedir bu 42? Hayatın anlamını merak eden ileri bir medeniyet bu meraklarını gidermesi için çok gelişmiş bir bilgisayar yaparlar. Bu çok gelişmiş bilgisayar cevabı verebileceğini söyler (bu sırada felsefeciler ortamı basar, eğer bu cevap verilirse kendilerinin aç kalacağını savunarak işlemi durdurmak ister. Eğlenceli bölümlerden birisidir) Fakat ufak bir sorun vardır. Bilgisayarın bu sorunu cevaplaması için ihtiyacı olan süre 7 milyon yıldır. Evet 7 milyon yıl.

7 milyon yıl bekleyen bu zeki topluluk nihayet bayram havası eşliğinde sorunun cevabını almak için bilgisayara koşarlar. Hayatın anlamının cevabı ise… 42 ! evet, 42. Bu cevap ile dumura uğrayan uzaylı kardeşlerimiz bir müddet olayı anlayamaz. Ağa nedir bu 42? dediklerinde ise o zaman 42 cevabının sorusunu bulun cevabını alırlar. Tabi ki bu cevabı alabilmek için çok, çok daha gelişmiş bir bilgisayara ihtiyaç vardır ve bu bilgisayar YERYÜZÜ’dür ! İşin üzücü yanı ise tam cevabın alınacağı sırada dünya galaktik bir yol çalışması için yok edilir !!

Serinin ne kadar akıcı ve eğlenceli olduğunu anlatmak için bazı bölümlerden anlatılar yapıyorum. Örneğin, onlarca macera, ışınlanma, kaçma, boyut değişimi vb sonrası Ford ve Arthur kendilerini milyonlarca insanın uyutulduğu devasa bir gemide bulurlar. Gemidekilerin hepsi, muhasebeci – kuaför – satışdanışmanı gibi meslek grubu sahipleri. Bu gemi bir gezegene çakılması için gönderilmiştir esasen (kurtulmak istemişler yararsızlardan) ve bu gezegen ise dünyanın binlerce yıl önceki halidir !  Yeryüzünde o sırada hem insansılar hemde kendi gezegenlerinden faydasız ve aptal oldukları için sürgün edilen iki insan ırkı bulunmaktadır. Peki, bizim atalarımız sizce hangisi? sorusu oldukça eğlenceli işlenmiş.

Başta belirttiğim gibi, DNA’ın erken ölümü neticesinde serinin sonu ani bitiyor. tadına doyum olmuyor. Arkadaşlarından ayrı bir maceraya atılan Zaphod’a ne oluyor bilmiyoruz. 42’nin sorusunu öğrenemiyoruz, hafızasını kaybeden uzaylı güruha ne oluyor bilmiyoruz gibi onlarca soru cevapsız kalıyor. Yinede özellikle bilimkurgu severlerin kesinlikle ve kesinlikle okuması gereken bir başyapıt. Üzülerek söylemeliyim ki kitap ne kadar başarılıysa filmi o kadar başarısız. O yüzden tavsiyem ilk önce kitabı okumanız yönünde.

Bize bu muhteşem kitabı yazdığı için Douglas Noel Adams’ı bir kez daha saygı ile anıyorum. TEŞEKKÜRLER DNA!

 

 

Bir cevap yazın