Rhianna Pratchett: “Babam bana büyü yapmayı öğretmedi, onu gösterdi.”

terry-rhianna-pratchett

Terry Pratchett’ın kızı, yıl sona ermeden geçtiğimiz mayısta kaybettiğimiz büyük usta için dokunaklı bir anma yazısı kaleme aldı.

Terry Pratchett’ı gerek Diskdünya romanlarının gerekse de diğer başarılı eserlerinin sayfaları arasından bize muzipçe göz kırpıp el sallayan, unutulmaz bir yazar olarak tanıyoruz. Kendisi aramızdan ayrıldığından beri diğer insanların onun hakkında ne düşündüğüne dair pek çok şey yazıldı, çizildi. Neil Gaiman da dostu ve meslektaşı için bir anma yazısı yazdı, hayranları onun adına İngiltere sokaklarını Diskdünya grafitileriyle doldurdu. Peki yaz kızı? Şüphesiz ona en yakın insanlardan biri olan ve babasının izinden giderek yazarlık yapan Rhianna Pratchett ne düşünüyordu bu büyük üstadın öteki dünyaya göçüşünün ardından?

Rhianna Pratchett, The Guardian gazetesindeki köşesinde yıl sona ermeden babası hakkında oldukça güzel ve dokunaklı bir anma yazısı yazdı. Yazının çevrisi ise şu şekilde:

Babam ölümden sık sık bahsederdi. Cinsellikten bahsederken ziyadesiyle utangaç davranmalarına rağmen söz konusu ölüm olduğunda rahatça sohbet edebilen Viktoryen atalarımız gibi olmamız gerektiğine inanırdı. Ölüm büyük birleştiricidir. Kim olursanız olun Azrail bir gün sizin için gelecektir.

Azrail, babama hayatının çok daha erken dönemlerinde, dünyaca meşhur ve çok sevilen Diskdünya romanlarındaki Ölüm biçiminde geldi. Ölüm uzun boylu, pelerinli, tırpan taşıyan, köriye karşı tutkusu olan, kedileri seven ve BÖYLE KONUŞAN biriydi. Hayatlarının sonuna yaklaşan ve onları almaya gelen ölümün Binky adında beyaz bir at süreceğini hayal ederek kendilerini avutan hayranlarından göz yaşartıcı pek çok mektup aldık. Babam diğer herkesten çok daha başarılı bir şey yapmıştı: Ölüm’ü dost canlısı kılmıştı.

Tıpkı pek çok hayranı gibi benim için de babamın kitaplarını saf altından bir anlatı hâline getiren şey buna benzer karakterler yaratabilme yeteneğiydi. Babam insanları gözlemlemek konusunda harikaydı. Ve elindeki gerçek insanlar tükendiğinde onları harika bir şekilde hayal edebiliyordu. Her iki büyükannesi de kitaplarındaki cadı karakterlerinde kendini belli ederken Tiffany Sızı ve Susan Sto Helit’te, yani Ölüm’ün evlatlık torununda da benden büyük bir parça bulunur. Her zaman kendisinin haşin Kumandan Vimes gibi olduğunu, adaletsizliğe karşı öfkelendiğini söylerdi. Ama biraz da Ölüm gibiydi; lezzetli bir köriden her zaman hoşlanırdı ve diğer insanların ne kadar çok banyosu varsa Pratchettların da o kadar kedisi vardır.

Babamın Vimes-vari öfkesinin 59 yaşında, kendisine Alzheimer teşhisi koyulduğunda ve bu ülkede bu hastalık için ne kadar az destek olduğunu fark ettiğinde ön plana çıktığına hiç şüphe yok. Kişisel bağışlarıyla ve kamu mücadelesiyle hastalığa gösterilen farkındalığı ve araştırma desteğini kat kat arttırdı. Aynı şekilde, destekli ölümü tutkuyla savunması da iyi bir ölümün iyi bir yaşam kadar önemli olması gerektiği konusunda insanları bilinçlendirmede hayati derecede önemliydi. Siyasetçilerimizin bunu anlamayı başaramaması onu korkutuyordu.

Babamın ölüm ilanına eşlik eden yas ve destek akını çok yoğundu. Ama eserlerin de en az kendisi kadar sevildiği için bu şaşırtıcı değildi. Cenazesinde onun kılıcını taşıdım, bir lideri selamlarmış gibi çene hizama kaldırdım ve tabutu mezara indirilirken kalbimin üstünde çaprazladım. Pratik türden bir şövalye olduğundan kendi kılıcını kendisi dövmeliydi; arazimizden çıkarılan demiri cevherini kullanıp onu koyun gübresinden ve balçıktan yapılmış bir ocağın içinde eritti. Hatta içine bir parça meteortaşı kattı, ki kılıca ismini veren odur: Thunderbolt Iron.

terry-pratchett-sword

Cenazesi bana babamın pek çok insan için pek çok şey ifade ettiğini ve hepimizin onun farklı bir versiyonu için yas tuttuğunu gösterdi. Annem için bu, kendilerine yarı yarıya güvendikleri, ön bahçelerinde sebze ve keçi, arka bahçelerindeyse tavuk yetiştirdikleri ilk yıllarıydı. Menajeri Rob için yan yana oturmak, kelimelerinin akmaya devam etmesi için ona yardım etmek ve ona “glug” adlı tuhaf içeceği hazırlamaktı… içinde bir yudum viski olan kahve. Ya da, daha zor günlerde, bir yudum kahve içeren viski. Babam için en çok yas tutan ve hâlâ da tutmaya devam eden benim içinse çocukken hatırladığım kişi.

Çok paramız yoktu, ama içinde koşturabileceğim ormanlarla tarlalar, tırmanabileceğim ağaçlar ve oynayabileceğim hayvanlar olduğu müddetçe bunu çok az fark ederdim. Babamla birlikte sık sık kırlarda yürürdür ve bana hangi yabani bitkilerin yenilebileceğini öğretir, ormanın ortasındaki gizli mağaraları ve gölcükleri gösterirdi. Yüksek sesle ıslık çalardı. Bunu yapmayı asla başaramadım, bu yüzden o da bana Kimin Domuzları Bunlar? ve Ravent Turtası Şarkısı’nın sözlerini öğretmişti. Onları yüksek sesle, neşeyle söyler, vahşi doğa önümüzde kaçışırdı.

Babam kendini durum anlatısına pratiklilik ötesinde adamış biriydi. O nedenle çalılıklardaki ateşböceklerini ya da Halley kuyrukluyıldızının yıldızlarla dolu gökyüzünden geçişini göstermek için gecenin bir yarısı beni sarıp sarmalıyıp yatağımdan kaldırırdı. Onun için kızının bu doğa harikalarını görmesi uyumaktan çok daha önemliydi, ki bunu her zaman yapabilirdim. Babam bana büyü yapmayı öğretmedi, onu gösterdi.

Hem babama hem de anneme bugün olduğum kişi hâline gelmeme yardım eden mutlu çocukluğum için kocaman bir teşekkür borçluyum. Doğanın içinde özgürce koşturabildiğim, ağaçlara tırmandığım (ve de düştüğüm), dünyanın harikalarını anlamaya başladığım ve tabii ki acil durumlarda keçileri sağabildiğim çocukluğum için. Babam şu an her neredeyse başında bir şapka, elinde bir baston ve dudaklarında bir ıslık olduğunu hayal etmekten hoşlanıyorum. Muhtemelen bir yerlerde bir kedi de vardır. Bir kedi daima olur.

İlginizi Çekebilir...

Büyünün Rengi Terry Pratchett ile tanışmam yıllar öncesine dayanır. O zamanlar kitaplarının Türkçe çevirisi ya yoktu ya da vardı da ben bilmiyordum. Ankara'daki Bri...

Bir cevap yazın